Sağlık-Der Konya

Sivil itaatsizlik, fakat asıl sorun, sivil itaat...!

Eyüp Al

Sivil itaatsizlik, fakat asıl sorun, sivil itaat...!

 

SİVİL İTAATSİZLİK

FAKAT ASIL SORUN, SİVİL İTAAT...!

Akademik olarak sivil itaatsizliğin en geniş tanımı, “Şu ya da bu şekilde adil ilişkilerin hüküm sürdüğü demokratik bir sistemde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkânların tükendiği noktada son bir çare olarak başvurulan, kendisine anayasa ya da toplumsal sözleşmede yer bulan ortak adalet anlayışını temel alan, şiddeti reddeden, yasadışı politik bir edimdir” denmektedir.

Ancak, Sivil itaatsizlik terimini siyasi literatüre ilk kazandıran Henry David Thoreau'dur. İyi bir doğacı ve çevreci olan Thoreau'nun 1949’da yayınlanan Sivil İtaatsizlik kitabının yankısı 20. yüzyıl başında Gandhi’yi, ortalarında, Martin Luther King’i ve onları izleyen binlerce adalet yanlısını ortaya çıkarır. Görüşleri ile milyonları etkilemeyi başaran Thoreau’nun yaşamına bakıldığında, gençlik yıllarından itibaren topluma karşı çıkışının izlerine rastlanır. Hiçbir zenginlik hırsı olmayan Thoreau, asgari geçim şartlarını sağlamaktan öte bir şey istememiştir.

Thoreau Sivil İtaatsizlik kitabına “En iyi hükümet en az hükmedendir,” diyerek başlar ve en büyük dileğinin, bunun daha çabuk ve daha sistemli işlediğini görmek olduğunu ifade eder. Çoğunluk hükümetinin her durumda doğruluk üzerine kurulmadığını düşünen Thoreau, “iyi ve kötü üzerinde çoğunluğun değil yalnızca vicdanların karar verdiği bir idari yöntem olamaz mı?” diye sorar. Thoreau, vicdanı dolayısıyla insan onurunu ve bunlardan hepsinin öncesinde ise bireyin özerkliğini esas almaktadır.

Bugün hâlâ uygulanan oturma eylemlerinin, savaş aleyhtarı gösterilerdeki pasif direnişin öncüsü Gandhi. Ömrü boyunca ırkçılıkla mücadele edip Hindistan’ın bağımsızlığını kazanması için ömür tüketirken, defalarca zulme uğradı, hapse atıldı ama bildiğinden vazgeçmedi. İster sabır deyin, ister inat ondaki her neyse, dünya bugüne kadar bir daha böylesini görmedi.

Her zaman zalimler ve caniler olmuştur, bir süre için yenilmez görülebilirler ama sonunda hep yenilirler” diyerek zulme uğrayanların yüreğine bir nebze su serpen Gandhi' yi bugün kalpten selamlamamak ne mümkün,

Gelelim günümüze; Amerikalı siyasi eylemci ve düşünür Howard Zinn, "En büyük sorun, sivil itaatsizlik değil, tersine sivil itaat’tir diyor”  yani bireysel vicdanın, otoriteye teslim edilmesi. Bu teslimiyet, totaliter rejimlerde görülen dehşete, liberal rejimlerde de vatandaşların, 'demokratik hükümet öyle karar verdi' diye dayatılanı kabullenme sorununu ortaya çıkarıyor.

Şöyle bir hikâye vardır:  Pavlov'un Enstitüsü'nü su basar. Can derdine düşen köpekler bu su baskınından sonra şartlı refleks vermeyi bırakırlar. Pavlov'un durumu özetleyecek tespiti yetişir: "Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırmaktadır." Bir "can" taşıma konusunda hor gördüğünüz hayvanlar bile ölümle pençeleştikten sonra enseyi efendiden mahrum bırakmayı akıl edebiliyor.

Gelelim direnirken öfkelenmeye; Seneca, öfkeyi "ahmaklık" olarak değerlendirmişti. Dünyanın neye benzediğine ve başka insanların nasıl insanlar olduğuna ilişkin, tehlikeli olabilecek kadar iyimser fikirlere sahip olduğumuz için öfkeleniriz. Birazını da hayal ürünü varlıklara sunabilecek kadar “sevgi ve iyilik yok ki dünyada" diyen birine "kaderim neyse çekerim" edebiyatı da promosyon gibi gelir. Birçok politik kadının diline pelesenk olmuş "Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim" sözünün sahibi Meinhof ise tavrını, bireyi doğrudan eyleme götüren öfkeden yana koymuştu.

Öfkeyi çağrıştıran aktif direniş hareketleri ile sükûnet içerisinde çözüm yolu arayışına giren Sivil İtaatsizlik hareketlerini, süreçlerinden bağımsız ele almak mümkün, ama doğru değil. Bu yüzden yukarıda tanımı oluşturan "Sivil İtaatsizlik" örneklerini karışlaştırmak gerekir. Doğrudan eyleme göre daha mülayim duran "Sivil İtaatsizlik"; şiddetsiz, uzlaşımcı, pasif direniş yöntemlerini seçer.

"Sivil itaatsizlik"in isim babası sayılan Henry David Thoreau, ödemeyi reddettiği vergi borcu sonucu tutuklanarak hapse atılır. Şerden gelecek hâyır ya işte. Thoreu, bunun üzerine dünya literatüründe yeni bir çığır açan "Sivil İtaatsizlik" kitabını yazar. Tolstoy, Gandhi, Rosa Parks, Martin Luther King, vs. Sivil İtaatsizliğin pratik uygulayıcıları olarak bilinirler. Bu örneklere bakıldığında Sivil İtaatsizliği tek bir tanım altında birleştirmek te oldukça zordur.

Kamuya zarar vermeyecek şekilde ve barışçıl yöntemlerle "Yasalara riayet etmeme, karşı koyma, "aleni" bir şekilde eylemlilik hali" gibi özellikler benzeşen ifadelerdir. Sivil İtaatsizliği savunan Leo Tolstoy  "şiddete karşı şiddet” kullanılmaması konusunda uyarıda bulunur; çünkü ona göre böyle bir tutum, yeni bir şiddet ve zorbalığın egemen olmasına yol açmaktan başka bir işe yaramaz.

Ülkemize gelince; durum bugün dünyadaki benzerlerinden daha da vahim “Sivil İtaatsizleri” aktif direnenlere nispeten daha acımasızca ezen bir güç var. Durum aynen şu, kim sessiz kalıyor tepki vermiyorsa güçsüz ve kimsesiz farz edilerek, pasif direnişine karşın, daha fazla baskıya, daha fazla şiddete maruz bırakılıyor. Ancak, tüm dünyada olduğu gibi Ülkemizde de demokratik geleceği “Sivil itaatsizler” yani pasif direnişçiler belirleyecek. Bu bir çeşit De javu; Avrupa’nın çektiği sancıları bizde çekeceğiz anlamına geliyor, ancak sivil toplum anlayışının benimsenmesi ve geleceği için durum tam da bu.

Ülkem için sivilleşme adına gelecekten umutsuz değilim, Buna istinaden bu yazıyı sloganımsı cümleleri ekleyerek bitirmek isterdim ama o cümlelere ulaşmamız için önümüzde kat edilmesi gereken uzun bir yol var.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Başkanımız

Foto Galeri

  • Arakanlı Kardeşlerimize Merhem Olurmusun
  • 3. Dünya Müslüman Toplulukları Kongresi & Fuar 2018
  • Sağlık Yönetimi Kongresi 2018
  • Eğitime Destek

Videolar

  • Sağlık Yönetimi Sempozyumu
  • Bana Çanakkaleyi Anlat
  • Millet Bir Ve Beraber.
  • Not Defteri Programı 2

Facebook'ta Derneğimiz

Twitter'da Derneğimiz

Dernek Scripti: Medya İnternet