Sağlık-Der Konya

Taşra Neresidir

Serkan Yorgancılar

Taşra Neresidir

Taşra deyince mekânsal bir uzaklık mı yoksa kültürel ve sosyal yoksunluk mu akla gelecek.

Taşra neresidir? Taşralılık, taşralı nedir uzayıp giden ve edebiyat ve düşünce dünyasında bitmek bilmeyen bir tartışma konusudur.

Taşra deyince mekânsal bir uzaklık mı yoksa kültürel ve sosyal yoksunluk mu akla gelecek.

Eğer bir yerde taşra varsa mutlaka bir de merkez olmalıdır. O zaman taşrayı tanımlayabilmek için önce merkezi tanımlamak lazım. Taşra, merkezden uzak olmak ise taşranın sınırları nerede başlar ve nerede biter. Hem uzaklık ve yakınlık gibi kavramlarında son derece izafi kavramlar olduğunu düşünürsek ne taşraya ne de merkeze öyle kolay yoldan bir sınır çizemeyiz.

Ayrıca küreselleşmenin, iletişim teknolojilerinin, internetin ve sosyal medyanın son derece yüksek düzeyde kullanıldığı, sıradan bir bireyin bile günlük sosyal olaylara bir biçimde katılabildiği bir dünyada mekânsal oluşumların ne önemi var.

Her şehirde yaşayan kentli olabilir mi? Şehir merkezinde yaşamını sürdüren her insanın şehirli gibi yaşadıkları, şehirli kültüre sahip oldukları ya da içinde yaşadıkları şehrin kültürel dokusundan yeterince faydalanabildikleri mümkün mü ki!

Dolayısıyla günümüzde merkez ve taşra kavramları geçmiş yüzyılların düşünce kalıpları ve tanımları çerçevesinde tartışılamaz.

Taşrada yaşayıp son derece kentli olabilen insanlar var. Şehir kültürünün bütün özelliklerini üstünde taşıyabilen insanlar var. Kültürel anlamda, sosyal anlamda şehirde yaşamını sürdüren sıradan bir bireyden fazlasıyla entelektüel düzeye ulaşabilen insanların sayısı artık azımsanmayacak kadar fazla.

Cumhuriyet döneminin merkezi Ankara. Yani merkez Ankara. Büyük şehir dışında kalan tüm yerler ise taşra. Ya da Osmanlı döneminin merkezi İstanbul. İstanbul merkez olduğunda bu şehir dışında kalan tüm yerler taşra. Selçuklu’nun merkezi Konya. Selçuklu’ya göre Konya dışında kalan yerler taşra. Dolayısıyla zaman içinde taşra ve merkez kavramları değişim göstermekte. Bir dönemin merkezi başka bir dönemde taşra olabilirken, bunun tam tersi de bir dönemin taşrası başka bir dönemin merkezi olabiliyor.

Mekânsal olarak taşranın durumu bu iken kültürel olarak taşra ve merkez kavramları biraz daha farklıdır. Kültürel elitistler kendilerinin varolmadığı tüm yerleri taşra olarak görebilirler. Kültür ve sanat dünyasının yoğun olduğu yerler kendilerini merkeze yerleştirirken daha düşük düzeyde kültür ve sanat çalışmaları olan yerleri taşra olarak nitelendirirler.

Taşralı kimdir o halde? Taşrayı tanımlamanın zorluğu üzerine bir de taşralı kimliğini tanımlamak eklenmiştir. Taşralı olmanın mekânsal anlamın ötesinde hangi tür kendine özgü davranışları vardır. Modern sosyal bilimler bu anlamda taşralı kavramının içini doldurmuş, kentlilik ve şehirliliği daha yüksek donanımlara sahip olmakla tanımlarken taşralılık neredeyse bir ikinci sınıflılığa indirgenmiştir.

Şehirli ve kentli olmak bir üst sınıfa ait olmak gibi algılanmış, aynı şekilde taşralılık ve taşralı olmak ta bir ikinci sınıfmış gibi algılanmıştır. Yaşadığımız küreselleşme çağı aslında her iki algıyı da ters-yüz etmiştir.

Taşra, merkez, taşralılık, kentlilik arasındaki ilişkiyi belki de en iyi özetleyen “mahrumiyet, mahremiyet ve masumiyet” kavramlarıdır. Taşralı büyük şehirdeki bazı imkanlardan mahrumdur elbette ama taşralıda bulunan başka bazı imkanlardan da büyük şehirliler mahrumdur.

Taşrada değişimin hızı şehre göre daha yavaştır. Dolayısıyla mahremiyetin sınırları kesindir, bellidir, zor değişir. Ancak şehrin büyüklüğü içerisinde bir çok mahremiyet yok olur gider. Tanımsızlaşır. Anlamsızlaşır. Yoğunluktan ve kalabalıktan mahremiyetin öneminin daha azaldığını görebiliriz. Ancak bir kez daha söyleyelim, taşra ve şehir üzerine yapılan bir çok genellemeler yanlıştır. Bazı büyük şehirlerin mahremiyetini taşraya göre daha fazla muhafaza ettiğini görebiliriz çünkü.

Taşraya şehirden bakınca her zaman nostaljik bir tutku vardır. Büyük anlamlar yüklenir. Bu büyük anlamların başında ise masumiyet gelir. Şehirden bakınca taşra çok masumdur. İlişkiler masumdur. İnsanlar masumdur. Duygular masumdur. Tabi bir de taşranın içine girip bunu yaşamak ve bunun gerçekten böyle olup olmadığını görmek lazım. Çünkü taşralılara göre de artık taşra masumiyetini kaybetmiştir. Masum değildir taşralılar. Herkes kavgalıdır birbiriyle. Küçük hesaplardan büyük kavgalar yaratmışlardır. Bu kavgalar öyle çabucakta sona ermez, nesilden nesile devam eder gider.

Ve taşrayı her ne pahasına olursa olsun güçlendirmeliyiz. Taşrayı korumalıyız. Taşranın yok olmasına, dejenere olmasına, kendini var eden temel özelliklerinin aşınmasına karşı durmalıyız. Elbette taşranın ve taşralıların değişmesi gereken, geliştirilmesi gereken yönleri vardır ama bunlar herhangi bir şehirlinin değiştirilmesi ve geliştirilmesi gereken özelliklerinden fazla değildir.

Büyük şehirlerde taşra özlemi taşıyanların sayısı bir hayli fazladır. Taşrada yaşamın bambaşka olduğuna, taşralıların ilişkilerinin nurani bir gizeminin falan olduğunu düşünenler vardır. Bunları yadsımamak lazım. Taşradan şehre bakınca da taşralılar şehirliler hakkında aynı şeyleri düşünürler. Şehirliler taşraya gidemezler ama taşralılar şehirlere gitmekte daha cesurdurlar.

Taşra edebiyatına gelince, aslında çok erken bir dönemde taşra edebiyatı üzerine şehirliler yazmaya başlamıştır. Daha 1876’da Ahmet Mithat tarafından kaleme alınan “Bir Gerçek Hikaye” adlı çalışma taşralıları anlama üzerine yazılmış ilk eserdir. Daha sonra Cumhuriyet dönemi romanlarında da taşralılık çokça işlenmiştir. Ama Cumhuriyet dönemi romanlarının taşrayı değiştirmek, taşralılıktan kentliliğe doğru toplumun evrilmesini sağlamak amacıyla yazılan politik çalışmalar olarak görebiliriz. Bunlardan en bilineni Yakup Kadri’nin “Yaban”dır. Gene Refik Halir Karay’ın Memleket Hikayeleri de bu bağlamda değerlendirilebilir.  “Vurun Kahpeye’de” Ali Öğretmen taşrayı değiştirmeye çalışan modern bir öğretmen iken Reşat Nuri’nin Yeşil Gece’sinde de Cumhuriyetin kazanımlarının taşralı sözde softalarla ne hale geleceği resmedilme iddiası taşır.

Cumhuriyet dönemi taşra edebiyatının neredeyse tamamında baş kahraman ya bir öğretmen ya da bir hekimdir. Kasaba hayatın alışkın olmayan, şehirde büyümüş ve okumuş bu kitle, görevleri vesilisiyle taşraya gelmek zorunda kalırlar. Taşraya adapte olmada çok zorlanırlar. Ama onların taşrayı değiştirmek gibi önemli ve bir o kadar da kutsal vazifeleri vardır. Taşrada taşralılarla sosyal ve kültürek hatta çoğu zaman dini anlamda çatışmak zorunda olsalar da bu görevi yerine getirmek için canla başla uğraşırlar.

Kaynak:http://www.mahsusat.com/makale/tasra-neresidir/17054

Araştırmacı&Yazar Serkan Yorgancılar'ın izni ile yayınlanmıştır.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Başkanımız

Foto Galeri

  • Arakanlı Kardeşlerimize Merhem Olurmusun
  • 3. Dünya Müslüman Toplulukları Kongresi & Fuar 2018
  • Sağlık Yönetimi Kongresi 2018
  • Eğitime Destek

Videolar

  • Sağlık Yönetimi Sempozyumu
  • Bana Çanakkaleyi Anlat
  • Millet Bir Ve Beraber.
  • Not Defteri Programı 2

Facebook'ta Derneğimiz

Twitter'da Derneğimiz

Dernek Scripti: Medya İnternet