Sağlık-Der Konya

İSYAN HAKKI (Müslümanın kabul Etmeme Hakkı Yok Mu?)

Eyüp Al

İSYAN HAKKI (Müslümanın kabul Etmeme Hakkı Yok Mu?)

       Bugün 28 Şubat, devleti yönetmek, bir milleti devlet yapan en birinci unsur olan halkın isteklerini şu veya bu şekilde iktidarı ele geçirdikten sonra hiçe sayarak, kendi istek ve arzularını hayata geçirmek mi olmalıdır? Bizim inandığımız İslam ve Müslümanlık bunu mu emrediyor, Bugüne kadar okuya geldiğimiz ve bize durmadan öğretilen İslam ahlak ve  kuralları bunu mu salık veriyor bireylere, Öyle ise Asr-ı saadetten beri tevazuyu, sade yaşamı ve huzuru akıllara, izanlara, şuurlara anlatan insanı insan yapan yüksek, yüce veya alii yapan müstesna kurallar biz kullar ve sıradan halk için varda, yöneticilerimiz için yok mu? Ya da bütün bunlar devleti yöneten Müslüman şahsiyetler için ahir zamanda çiğnenmek için ayrıcalıklı bir biçimde yapıldı da bizim haberimiz mi olmadı? Ya da İslam da böyle ayrıcalıklı bir hukuk mu vardı da biz bilmiyorduk.  Osmanlı devletinin yıkılışını hazırlayan iktidardakilerin çürümüş ilişkilerle kendi heva ve heveslerini tatmin etmek için çıkar ilişkilerine girmeleri, asıl maksat ve gayeleri olan devleti ebed müddet olarak tanımlanan yapının gereği olan işlerini yaparken hak ve hukuku göz ardı etmeleri neticesinde o hazin son olan devleti ebed müddetin ölümü ile sonuçlanmadı mı? Bir devlet neden var dır? Devletin yöneticilerin isteği üzere olması doğal bir sonuç mudur? İslam’da devlet anlayışı bugünkü devlet anlayışı ile bire bir örtüşen bir yapı olarak tabir edilebilir mi? İslam medeniyetindeki devletler ile bugün globalleşen dünya da süper güç ya da yeniden büyük Türk medeniyeti algısı ile hayata geçirilmek istenen gerçek İslam medeniyet ve devletimidir? Bu dinin hoşgörü ikliminde bir medeniyet mi olacak? Yoksa din adına iktidar için halkı bir beton gibi, çimento gibi kullanan ama asıl gayesi iktidar sahiplerinin, şan, şöhret hırsını gidermek için, yani halka rağmen halk için mi olacak?  veya iktidar sahiplerinin nam salmasını sağlayacak bir iktidarı elinde tutma adına uydurulmuş bir medeniyet algısından mı ibaret bu medeniyet? İtaatsizleri itaate zorlamak, kabul etmeyenlerin kabulünü sağlamak için döverek, söverek kabul etmeye zorlayan bir medeniyet zaten 100 yıldır başımızda demoklesin kılıcı gibi kesmedik başımızı, kanatmadık yanımızı bıraktı mı? 100 yıldır zaten Süfyanın getirdiği medeniyet birilerinin keyfi olarak güçlü bir şekilde istediği biçimde güçlü, zorba, dayatmacı, güya milletin iyiliği için zaten önceden düşünüp bize ne yenilikleri getirip dayatmadılar mı...? Zorbalık bir devletin veya bireyin hakkı olabilir mi?  Din adına dini argümanları kullanarak dayatmak devlet yönetiminde var mıdır?  Devlet halkının düşmanı olabilir mi? Devlet bireyin nasıl yaşayacağını dayatma, zorlama hakkını da nerden buluyor? Halktan her bir birey kendi istediği gibi yaşama hakkına Demokrasi ile yönetilen bir medeniyette sahip olamaz mı? Ya da gerçekte İslam devlet anlayışı ile Demokratik devlet anlayışı çelişiyor da  biz devleti anlamakta güçlük mü çekiyoruz.   Şayet öyleyse durum daha da vahim bugüne kadar (geçtiğimiz 100 yıldır) mağlubane devam eden İslam medeniyetinin ortaya çıkardığı devlet yönetimleri dayatma  devletleri idi de biz mi bilmiyorduk.

       Bugün Demokrasi ile yönetmek, yüzyıllardır İnsanlığın yaşanan dram ve acılarından öğrendiği birçok tecrübe veya birikimin eseri olarak ortaya çıkmadı mı? Peki Demokrasi insanlığa bireyin isteklerinin ve bireyin yaşantısının en önemli olduğunu ve yönetenlerin bireyi en kutsal olan unsur olarak kabul edilmesi gerektiğini kanunlar ve yasalar ile bize emretmiyor mu?  Kul yapısı yasaların canı cehenneme diyebilirsiniz, buna saygı duyarım. Çünkü bizim kul yapısı yasaların üstünde yüksek ve âli bir yasa koyucumuz var, şayet kul yapısı anayasalarımız vicdanlarımızla çeliştiği zaman kimi dinlemeli? Elbette yüksek ve manevi yasalar olan vicdanlarımızı tercih etmek hakkımız, bireylerin vicdanlarını âli ve yüksek yasalara uymaya, güçlü olanın haklı değil, haklı olanın güçlü olduğu, hak'kın kuvvette değil, kuvvetin hak'ta olduğunu söyleyen kitabın öğrettiği, yegâne yasa koyucu olan Allahın ve bize o yasaları öğreten Peygamberinin söylediklerine kulak vermek, yalnızca Allaha itaat eden her müslümanın (burada dindar olmayanlara da bir sözüm yok) gerçek kanunları değil midir? Yapılan haksızlıklara göz yummak bir Müslümanın yaşam biçimi olabilir mi? Bana dokunmayan Yılan bin yaşasın, Müslüman birisinin ilkesi olabilir mi, adı geçen atasözüne şapka çıkartacak ne uygulamalar gördüm saymaya kalksam sahifeler kifayet etmeyecek. Müslüman zulmeder mi? Zulme taraftar olur mu? Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen İslam bizim bilmediğimiz bir biçimde Zulmü ve dayatmayı, Devletimizin yönetiminde bulunan amirlerimize bu öğretisinde zulmü meşru gösteriyor olabilir mi? Baskı, zulüm ve şiddet İslam gibi (en azından 100 yıldır) hoşgörüden bahseden bir dinin mesuplarının yönetime atandığında veya geldiğinde bunu uydurmuş olabileceği düşünülebilir mi? yönetime geldikten sonra bu gibi hassasiyetlerin olmadığını, saadet asrının sonlarında yaşanan, Hz. Hüseyine yapılanların devlet yönetiminde hak ve mubah olduğu söylenebilir mi? Böyle olduğunu kabul edebiliriz. Şayet bunu kabul edersem en azından ben Devletin canı cehenneme deme hakkına sahip oldum demektir. O zaman İslam medeniyet ve devletlerinin diğer zorba ve dayatmacı devlet ve medeniyetlerden farkı ne? Thoreau’nun dediği gibi devlet benim gözümde “acınası bir hayvan” olmaktan başka bir şey ifade etmez mi? O zaman en azından kabul etmeyenlerin huzur içinde yaşamasını sağlayacak bir demokratik devlete, yani meşruiyetini en azından bu şekilde sağlayan bir devlete ihtiyaç duymaz mıyız? Bunu daha farklı bir şekilde ifade etmek biraz açıklayıcı olacak sanırım; Kabul etmemek başka şeydir, Reddetmek başka şey. Her durumda bir şekilde bir şeyleri kabul etmiyorsam kendi halimde size ve yönetiminize karışmadan, katılmadan yaşama hakkına sahibim buna kimse engel olamaz, olmamalı. Şayet reddedersem durum bundan tamamen farklı olacaktır. O zaman elime silahı alıp savaşmam gerekecektir sizinle ki, (terörizm ve gayr-i meşru bir kendi ni ifade biçimi, ya da şiddet anarşisi diyebiliriz) buna bugüne kadar almış olduğum dini ve vicdani eğitimim, öğretilerim izin vermiyor işte, bizi biz yapan değerler veya faktörler içimize bu şekilde kodlanmış demek. Sonuç sizin yönetiminizin uygulamalarınızın kabul edilmediğinde de her kim olursa olsun yaşama hakkı var. Müspet hareket yolunu benimseyenlere de ilişmeme gibi zorunluluğunuz var...   

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
DİĞER YAZILARI Tüm Yazıları

Başkanımız

Foto Galeri

  • Arakanlı Kardeşlerimize Merhem Olurmusun
  • 3. Dünya Müslüman Toplulukları Kongresi & Fuar 2018
  • Sağlık Yönetimi Kongresi 2018
  • Eğitime Destek

Videolar

  • Sağlık Yönetimi Sempozyumu
  • Bana Çanakkaleyi Anlat
  • Millet Bir Ve Beraber.
  • Not Defteri Programı 2

Facebook'ta Derneğimiz

Twitter'da Derneğimiz

Dernek Scripti: Medya İnternet